GÜL GÜZELİ's profileHİLAL adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore Tools Help

HİLAL adlı kullanıcının alanı

GÜL GÜZELİ

Location
There are no categories in use.
  • Send a private message
  • Subscribe to RSS feed
  • Tell a friend
  • Add to My MSN
  • Add to Live.com
  • Add to your network
AMASYA  
Photo 1 of 8

SEN Kİ YANIK SEVDAM BENİM...

          

 

Sen yaralı serçemdin benim. Yüreğime kondun, bense söz eyleyip dilimden uçuramadım seni ya Resûlallah!

Kalbim seninle tanıdı sevdayı, bense kırmızı bir gül verip canana, tanıtamadım seni ya Resûlallah!

Ruhum sensiz kördü, karanlıktı. Sen, gören gözü idin ruhumun. Bense nefs gözlüğümü çıkarıp, gözümün ta içine bakanlara gösteremedim seni ya Resûlallah!

Sen ıslah ettin yüreğimi, huzuru oldun kalbimin. Bense nice sıkıntılı dostlarıma, yüreğimdeki senden bir buket sunup, huzur veremedim ya Resûlallah!

Sen solmasını istemediğim çiçeğiydin ruhumun, bense sünnetullah deryasından bir bardak su dökemedim sana ya Resûlallah!

Sen ziyafet verdin gönlüme, bense hadis sofrasına oturup lezzetini tadamadım ya Resûlallah!

Sen dertlerime ilâçtın, dermandın yaralarıma. Bense gözyaşlarımı su eyleyip içemedim seni ya Resûlallah!

Sen ki ahlâk merdiveninin zirvesindeydin. Bense terbiye çarığını giyip, huzuruna çıkamadım ya Resûlallah!

Sen bir hoşgörü pınarıydın, usulca aktın kalbimin derinliklerine. Bense içerine girip, günah kirlerimi yumamadım ya Resûlallah!

Sen ki yanık sevdamdın benim. Seni göremeyişin, göremeyecek oluşun ümitsizliği ateş olup yaktı beni. Bense Rahman'dan bir damla rahmet dilenip, bu ateşi söndüremedim ya Resûlallah!

Sen olmasan yoktu yüreğim, sen ki her şeydin benim için. Bense hiçbir şeyliğimi bilip, her daim boynumu bükemedim ya Resûlallah!

Yaşanılmaya en lâyık aşk sende idi, görülesi göz, duyulası söz sende. Bense Asr–ı Saadet'e benzemeyen şu ömrümde, seni bulamadım ya Resûlallah! ...

NEDEN?????

Bir Bayan Neden Örtünmek İstemez???


Örtünmek isterim, ama ikna olmam lazım
Örtünmem gerekiyor, ama geleceğimi düşünmek zorundayım
Allah(c.c.) beni başı açık olarak da sever
Kapalıyım, ama ailem okul için başımı açmamı istiyor
Fazla açık olmadığım için, günah olduğunu zannetmiyorum
Genç yaşta da kapanmak olmaz ki, yaşlanınca inşa Allah(c.c.)
Tekrar açılırım düşüncesiyle, kapanmıyorum
Bazı özgürlüklerimin kısıtlanacağı düşüncesiyle kapanmak istemiyorum
Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği
Evlenince kapanırım, “kızım evlenince kapan”
Güzelliğimi sergilemek istediğimden dolayı kapanmamıştım
Kapanırsam, diğer dini vecibelerimi de yerine getirmem gerekecek
Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok
Başörtü için kendimi henüz hazır hissetmiyorum
Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız?
Kısmet, bir bakarsın kapanırız inşa Allah(c.c.)
Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi
Denedim, ama boğulacak gibi oldum
Evlenememe korkusu
Lise ve üniversitedeki başı açık öğrencilere dinimi anlatacağım için başımı açacağım, yani hizmet için
Kapanmak içimden gelmiyor
Başörtülülerin yeterince örnek olamamaları
Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum…

Genel olarak cevaplar böyle. Eminim bu bahanelerden bir çoğunu siz de duymuşsunuzdur! Yorumu size bırakıyorum..  

Ya Resul!

Ya Resul!

Üzmemişti onları hiç bir şey senin gidişin kadar…

Kendilerine ‘kardeşim’ diye hitap ettiğin Ashabının gözleri yaşlarla dolmuştu, son sözlerini işittiklerinde…

Bir daha sesini duyamayacak olmanın burukluğuyla doluyordu gözleri…

Artık takatin kalmamıştı konuşmaya, yavaş yavaş kapanıyordu nurdan gözlerin…

Beklide Makam-ı Mahmud’u seyre dalıyordun…

Beklide bir yanda ümmetinden ayrılışın incitiyordu mübarek yüreğini; bir yandan da varacağın yerin güzelliği cezp ediyordu seni…

Ve... O anda Azrail Aleyhisselam kapının önünde beliriyor gözü yaşlarla dolu.

 Kapını çalıyor tevazu ve edep kanatları yerlerde.

Başı önünde izin istiyor hane sahibinden…

Kızın Hz. Fatıma radiyellahu anha açıyor kapıyı ve soruyor “Sen kimsin?” Diye…

 “Beni gönderen Allah’ın elçisiyim, ben Azrail’im.”

Hz. Fatıma anamızın dizleri çözülüyor, yığılıyor olduğu yere…

Ona yalvarmaklı, yaşlı gözlerle bakıyor.

Bakışıyla sanki “Babamın canını alma! Alma!” der gibi…

Çaresiz buyur ediyor içeriye. Azrail aleyhisselam giriyor içeriye…

“Ya Resulellah! Allah’ın selamı üzerine olsun.

Senden izin istiyorum; eğer izin verirsen canını alacağım.

” Hz. Fatıma Radiyellahu anhanın hıçkırıkları boğazında düğümleniyor…

Bir türlü aklına sığdıramıyor babasını kaybetmeyi, inci inci yaşlar dökülüyor o mübarek gözlerinden…

Ve ortalığı mis gibi bir koku sarıyor…

Her taraf gülistan olmuş… Sanki her yer Sen kokuyorsun Ya Resulellah…

Senin o baş döndürücü kokun biraz olsun rahatlatıyor yürekleri…

Orada bulunan Sahabelerin, heyecanla bekliyor.

Resulellah sorulan soruya ne cevap verecek diye…

Ve Sen, Azrail Aleyhisselama:

“ Selam senin üzerine olsun, ey Rabbimin misafiri, hoş geldin.

Artık sevgiliye kavuşma zamanı geldi.

Ayrılık ateşiyle yanıyorum ben…

Buyur gel canımı kabzet.” diye buyurunca ortalığı öyle bir feryat kaplıyor ki gök kubbeyi çınlatıyor…

Ve Resulullah’ın kudsi dudaklarından rabbine Şehadet’i dökülüyor, billur kaselerden dökülen Kevser şarabı gibi…

Ardından gözlerini kapatmıştı bu fani dünyaya, ebedi aleme uyanmak için…

Ya Resulellah! Üzmemişti onları hiçbir şey senin gidişin kadar…

Ashabın her biri mecnuna dönmüştü, çünkü artık en çok sevdikleri Resulullah aralarından ayrılmıştı…

Çünkü aşık oldukları Habibullah aralarından ayrılmıştı…

Öyle ki, bir sıkıntıları olduğunda mescide gelip onun nur gibi parlayan mübarek cemaline baktıklarında, acıları ve üzüntülerini bir anda unutuverir, mutluluk ve huzurla dolarlardı…

O güzide Ashabın adeta kanları donmuş bir şekilde, Resulullah’ la beraber dar-ı ukbaya yürümek istercesine inliyorlardı…

Yürekleri burkuluyordu, Seni bir daha dünya gözüyle göremeyecek olmanın acısı kaplıyordu sinelerini. Kimsenin dili varmıyordu, gönlümüzün gülü vefat etti demeye…

Ya Resulellah! Üzmemişti onları hiç bir şey senin gidişin kadar…

Fakat Sen etrafına gülücükler saçıyordun Ey Nebi! “Bu dünyadan ayrıldım ama ahirette sizlerle beraberim” diyordun sanki onları teselli edercesine…

Ortalığı tekrar bir mis gibi bir koku sarıyor…

Teninin güzel kokusunu güle sunan Sensin Ey Nebi!..

Ve saf saf melekler akın ediyor yeryüzüne.

Ziyaret ediyorlar, Resulullah’ın beytini…

Onlar bile hüzünlü, onlar bile ağlamaklı ve senin mübarek bedenini incitmeden teneşire yatırıyorlar, Seni melekler yıkıyor, kefene sarıyorlar velilerin imamı Hz. Ali radiyellahu anh ile birlikte…

Senin yüzünü kapatmak istemiyorlardı.

Çünkü bir daha göremeyeceklerdi, bu güneş misali parlayan yüzü…

İşte Seni kabre, o küçücük yere koydular, toprağın şefkatli kollarına saldılar

Seni… Artık Sen yoktun…

Senin ayrılığına hiçbir yürek dayanamıyor, Ey Nebi!..

Hüzne boğdun bütün ashabını…

Ya Resul! Senin gidişin onlara dünyayı dar etmişti; Senin gidişin onlara toprağa yar etmişti…

Üzmemişti onları hiç bir şey , Senin gidişin kadar…

Ne Allah ve Resulü için çektikleri işkenceler, ne göçebe gibi oradan oraya savrulmaları, nede yarım hurmayla, aç biilaç giriştikleri mücadeleler…

Ve… Biz biçare…

Senin kapına kıtmirleri, ahirzamanın belalı yollarından, gaflet ve isyanımızın derin kuyusundan sesleniyoruz Sana Ey Nebi! Ve diyoruz ki yine gel Ey Resul! O kudsi ruhaniyetinle yine gel, gönül bağımıza, sinelerimizin gülistanına…

Gel Ey Resul yine gel! Gel ki Resulüm!...

Senin aşkından viraneye dönmüş, ayrılık hasretiyle kavrulmuş yüreklerimizi ferahlat…

Ferahlat ki Habibim, bir çocuk heyecanıyla coşsun ümmetin!...

Bütün insanlık huzuru bulsun…"

Tesettürlüyüm Çünkü...

Tesettürlüyüm Çünkü...

Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..
Yaratılış gayemin gereği…
Özel olduğum için ..
Özel hissettiğim için ..
İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için..
Kulluğumun gereği..
Rabbimin rızasını kazanmak için..
Tesettürlüyüm diyorum.
Örtü, yükseklerden bir emir ve yüksek bir eylemdir! Allah’tan kuluna mahsus bir hediye, Mü’mine mahsus bir ahlaktır!
Göklerden gelen hediyeyi kabul ettiğim için Tesettürlüyüm...
Tesettürlüyken daha rahat olduğum için,
Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için,
Allah rızası için,
Birtakım kötü gözlerden koruduğu için,
Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için…

Tesettürlüyüm çünkü...

hürüm ben!
tesettürüm sayesinde namahremim saygı duruşuna geçmek zorunda…
(öyle bir temsil etmeliyim ki bu olmak zorunda)

Tesettürlüyüm çünkü Hak böyle istiyor…

Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok…

Tesettürlüyüm çünkü;

hürüm ben…
Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması…
Gurur addetmeyiniz…

Tesettürlüyüm çünkü ;

ben çiçek gibi taşımıyorum başımda örtümü
ben örtümü kurşun gibi yüreğimde saklıyorum



Tesettürlüyüm çünkü ;,

değerliyim!!

Tesettürlüyüm Çünkü..

Kem gözler-çirkef bakışlar bana göre değil….
Tesettürlüyüm Çünkü..
Allah’a İtaat Ediyorum..


Tesettürlüyüm...Çünkü

Allah’a Teslim oldum…

Tesettürlüsün Çünkü
güzelsin ve güzel olduğun için gizlisin(saklısın),Gizli olman emredilmiş…Göz önünde olanın, kolay ulaşılanın ne değeri vardır ki?…

Tesettürlüyüm Çünkü;
Yüce Rabbim emretmiş.
o, bu dedi diye vazgeçecek kadar basit olsaydı başımda taşımaya utanırdım.
elhamdülillah gururla taşıyorum...

Tesettürlüyüm Çünkü;

“O” öyle emretti.

Tesettürlüyüm Çünkü;

AHLAK ANLAYIŞIMDIR

Tesettürlüsün Çünkü;

Büyük bir Allah ağrısı çekmeyeceksin ..

Tesettürlüyüm Çünkü;

o benım kımlıgım !!

Tesettürlüyüm Çünkü;

Rabbim in verdiği bedenle dünyaya cihat için gönderildim.
onu koruyacak en güzel zırhtır tesettür ..
Ve silahimdır başörtüm …
zalime ve zulme karşı direnmek ben Rabbimin emriyim dıye haykırmak için..

Tesettürlüyüm Çünkü;

başımda bulunan ufak bir bez parçasıyla sevap kazanıyorum,

Tesettürlüyüm Çünkü;

İslam’dan rahatsız olanlarla kavgasız,gürültüsüz,kansız-cansız ancak böyle savaşabiliyorum,

Tesettürlüyüm Çünkü;

öbür tarafta tesettürsüzden tek ayrılcalığım bu olacak,

Tesettürlüyüm Çünkü;

zevk alıyorum,

Tesettürlüyüm Çünkü;

kendimi seviyorum,Rahat yaşıyorum çünkü;

TESETTÜRLÜYÜM !!!
Daha ötesi varmı?

________________________________________________________________
birgün ölümün kapını çalacağını unutma ve hazırlığını ona göre yap !!!

ELİF GİBİ

 

Elif gibi yalnızım! ne esrem ne ötrem...
ne beni dururan bir cezmim ne bana ben katan bir şeddem var...
ne elimi tutan bir harf ne anlam katan bir harekem...
kalakaldım sayfalar ortasında...
İste böyle ben gibi sen gibi bir okuyan bekledim bir hıfzeden belki.
gölgesini istedim bir dostun med gibi....
sızım elif sızısı



Elif olmak zordur...
Çünkü elif olmak;
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın,
Dik ve önde,
Belki acıyla
Ama, vazgeçmeden durmanın,
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak...
Kaç silah varsa elife çevrilir!
Elif hep olduğu yerdedir...
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir!
Zordur elif olmak...
Elif olmak hep vurulmaktır!
Elif olmak yalnızca elif olmaktır...
Ne B, ne T, ne S
Elif...
Yalnızca elif...
Elif demeden hiçbir şey denilemez.
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim...
 

                 Birliğin sırrı 'elif'e...

Sultânım!
Elimde bir 'elif' var.
Yanına 'he'sini ister.
'Âh' eder gönül,
İsm-i Sultânî söyler...

 
 
 

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA....

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Picture of Anonymous
dogakurdu wrote:
Hayırlı cuma'lar;
 
Nasılsın ? Al bayrağımın Ak hilali;  :)
Apr. 11
ahmed akwrote:

Necisin, nereden gelip nereye gidiyorsun?


“Şu üç soru herkesin boğazında düğümleniyordu. Hiç kimse bu sorulara cevap bulamıyordu. Bütün akıllar bu sorular karşısında suskun kalmıştı.

Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” Gerçekten insan nasıl bir varlıktı, nereden geliyordu, nereye gidiyordu? Çağlar boyu zihinlerde çalkalanan bu hayati sorular, cevabını Peygamberimizin teşrifiyle buldu. O geldi, ezilen, horlanan, itilen, kakılan ve köleleştirilen insanlık başıboşluktan kurtuldu, şerefli ve mükemmel bir varlık olarak yüceldi, gerçek özgürlüğüne kavuştu, Yüceler Yücesinin aziz bir misafiri oldu.

Peygamberimizin doğumu, insanlığın yeniden kendine gelmesi, kendini bulması, kendini tanıması, dünyaya gelişini fark etmesi ve öğrenmesiydi. Onu dünyaya getiren bahtiyar anne, nur bebeğe hamileyken rüyasında ona şöyle seslendiler: “Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun.

Onu dünyaya getirdiğin zaman ‘Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olan Allah’a sığınırım’ de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver.” Aynı gece Hz. Âmine’nin yanında bulunan Osman ibnâs’ın annesinin gördükleri de çok anlamlıydı: “O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.” Evet, bu müstesna anı dile getiren Mevlid yazarı Süleyman Çelebi bu anı şu beytiyle dile getirmişti: “Hem Muhammed gelmesi oldu yakin Çok alâmetler belürdi gelmedin”

Dünyayı şereflendiren Sevgili Peygamberimizin üzerini o günün bir âdeti olarak büyükçe bir çanakla kapattılar. Araplara göre o devirde, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Nur bebeğin üzerine de bir çanak koydular. Fakat bir de baktılar ki, onun üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu. Bütün bunlar bir hedefi işaretliyordu.

Onun teşrifiyle her türlü küfür ve zulüm, düşmanlık ve kin üzerine kurulan sistemler, her çeşit bâtıl inanç ve âdetler parçalanıp yok olacak; imanın nuru öne çıkacak, barış ve kardeşlik gönüllerde taht kuracaktı. Aynı gece Kâbe’de tapılmakta olan putların çoğunun baş aşağı devrildiği görüldü. Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü. Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen Mecusi ateşinin söndüğü müşahede edildi. Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen bu zat ateşe ve puta tapınmayı kaldıracak, Allah’ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.

Peygamberimiz Hicri takvime göre Rabiülevvel ayının 12. gecesi sabaha karşı dünyaya teşrif etti. Rabiüevvel ilkbahar demektir. O gelince insanlığın zifiri karanlığını ve dondurucu soğuğunu ilkbahara çevirdi. Ve her sene bugün inanan gönüllere baharı yeniden yaşattı. Onun getirdiği sevgi ve şefkat iklimine her zamankinden daha çok muhtaç hale geldik. Hakkın ve hakkaniyetin hâkimiyetine olan ihtiyacımızın daha da önem arz ettiğini gördük.

Mehmet Paksu
selam ve dua ile kardeşim
Mar. 31
ahmed akwrote:

AĞLAYAN ÇOCUKLAR

 

 

 

 

Kafesli evlerde ağlar çocuklar

Odalarda akşam olurken henüz

O zaman gözünün önünde parlar

Buruşuk buruşuk ağlayan bir yüz

 

 

Ne vakit karanlık kaplasa yeri

Başlar çocukların büyük kederi

Bakınır korkuyla dolu gözleri

Ya artık bir daha  olmazsa gündüz

 

Gittikçe kesilir derken sedalar

Gece bir siyah el gözümü bağlar

Duyarım içime sığınmış ağlar

Bir ufacık bir küçük öksüz

Necip Fazıl Kısakürek

Mar. 29
RESSAMwrote:
hayırlı cumalar cnm...
 
ilk yorumun ve ziyaretin için teşekkür ederim ..
 
mevlama emanet ol..
 
selametle....
Mar. 14
Image and video hosting by TinyPic 
Image Hosted by ImageShack.us 
slm arkadaşım
Mar. 13
There are no music lists on this space.
No list items have been added yet.